Vampirlik sanatında bir Türk [Kısa öykü]


“Üzülerek bildirmek zorundayız ki vampirlik müessesine uygun bulunmadınız Tarık bey.”

Böyle bir dönüş almıştı sosyal medyadan yazdığı mektubunda Tarık, akabinde de dolandırıcı sayfası olduğu ortaya çıkmıştı zaten. Evinin ışık almayan nadir köşelerinden birine çektiği kadife koltuğunda hüzünle büzüldü. Modern desenli halısının renkli yuvarlaklarını incelerken, ‘Vampirlik müessesi de ne ola ki?’ diye geçirdi içinden. Keşke öyle bir kurum olsaydı diye iç çekti, tek başına vampir olmak pek fenaydı.

Ülkede ne olmak kolaydı ki vampir olmak kolay olsundu? Gün aşırı gidip Kızılay tırından kan çalmak çok mu kolaydı da vampirlik müessesi onu uygun bulmamıştı? Bir damla kan için gönüllü kan toplamaya bile katılmıştı oysa ki Tarık. Anası onu ısırıp bıraktığı günden beri kendi kanını kendi bulmaya ant içmişti.

Türkiye’de vampirler olduğunu bilen kimler vardı merak ediyordu bazen. Vampir stk’sı var mıydı mesela? Vampirleri Koruma Gönüllüleri veya Emekçi Vampirlerle Dayanışma Derneği?

Olmalıydı, zira vampir olmak zor zanaatti. Karnını ekmekle doyurmak da kanla doyurmak da zordu bu ülkede. Üstelik ekmek istemek kolaydı peki ya kan istemek? İşte orada işler karışıyordu.

Kendi gibileri bulmak için kan kokusu aldığı yerleri takip etmiş ama hiçbir yere varamamıştı. Çete savaşlarından arta kalan yahut trafik kazasından dökülen kanları toplamıştı gece yarılarında, etrafta ne vampir görmüştü ne de başka bir doğaüstü yaratık. Küfrede küfrede geri dönmüştü.

Şafak vakti sokaklarda başıboş volta atarken yine amcasıgilden bir torba kan istemeyi düşündü. Kesin verirlerdi bir torba. İnsanlık -yoksa Vampirlik mi demeliydi?- ölmemişti ya.

Vampir olmayan insanların evinde neden torba torba kan bulunurdu onu da anlamamıştı sahi. Tavşan kanı dedikleri bu muydu yoksa? Kan mı içiyorlardı her gün akşam yemeğinden sonra?

Düşünceler içinde tam köşeyi döndüğü sırada silahlı birileri ilişti gözüne. Sonra bir patlama duydu. Ardından ölüm gibi bir sessizlik. Çıt çıkmıyordu.

Durdu. Derin bir nefes aldı ve ağır adımlarla yaklaştı. Köşeyi döndüğünde, taze kanların bağrından süzüldüğü bir adam uzanıyordu yerde boylu boyunca.

Bu kadar mı içten dilemişti?

Yaklaştı ve önce havayı kokladı. Ağzı sulanmıştı. Etrafta kimsecikler gözükmüyordu. Adama baktı tekrar. Bir an sonra gözüne asla görmek istemediği bir şey ilişti.

Yorum bırakın