Yıllar sonra yaptığım bir akraba ziyaretiyle fakiri olduğum şeyleri gördüm bu hafta. Uzun bir liste halinde gider benden esirgenenler, ama en çok yalnızlığımı gördüm. Ne kadar tek başıma bırakıldığımı. Desteksiz ve yardımsız, bütün canavarlarla tek başıma savaşmaya çalıştığımı gördüm.
Kan bağı hem bir kurtarıcı hem de bir lanet. Akrabalık çok tuhaf bir gerçeklik. Seçmediğin halde seninle yaşayan ve ölen bir hakikat. Eğer iyi insanlardan mütevellit akrabaların varsa sırtın kolay kolay yere gelmez ama tersiyse durum zor.
Neden bu kadar rastgele? Cevapsız bir soru daha. Neden ‘çocuklarınıza iyi davranın’ diyen bir ayet yok mesela?
Fakiri olduğum şeylerin listesi uzun demiştim. Arkanda sapasağlam duran bir anne baba, iyi gününde kötü gününde yalnız bırakmayan akrabalar ve en az onlar kadar seven komşular var bu listede. Bir de aşk dolu bir kalp.
Ebeveynsiz kalmak daha önce tatmadığım bir yalnızlıktı. Oysa yalnızlığı bildiğimi sanırdım. Lise yıllarımda gurusu olduğumu sanmıştım mesela. Eski evimizin münzevi yıllarında kimsesizlikte master yaptığımı sanmıştım. Oysa hayat bildiğinizi sandığınız şeylerin bile farklı veçhelerini göstermekte çok usta. Her yediğiniz tokadın tadı farklı oluyor.
Olduğum yerde bir aile kurmak niyetindeyim. Aile derken, farklı farklı yüzlerini kastediyorum. Ait olduğun insan grubunu bulmak, arkadaşlar ve dostlar edinmek, sevmek ve sevilmek dahil bu niyete.
Ne kadar olur bilmem ama bir yerden başlamak gerek.


Yorum bırakın