Gündemden o kadar yoruldum ki

Çok yoruldum ve artık bunu söylemekten bile yoruldum. Haluk Levent dolandırıcılık yapmış mıdır bilmiyorum ve şimdilik inanmıyorum ama artık her gün yeni bir toplumsal figürün gözaltına alınmasından çok sıkıldım. 

Kızılay yerine Ahbap derneğine güvenilmesi peki? İnsanlar devletle bağlantılı bir kuruma bağış yapmaktansa özel kişileri seçiyorlar, sosyal medyada mafya üyelerinden yardım isteniyor. Biz ne hale geldik böyle? Devlet ve hükümet ayrımını savunanlar buna ne diyecek? Hâlâ bir devlet var mı ortada? Bebek çetelerinden, siyasi operasyonlardan, itibar suikastlerinden arta kalan bir devlet var mı elimizde?

Gerçek gündemler yerine suni olaylarla dikkatimizin çalınmasına çok sinirliyim. Bebek çetesinin konuşulmasını istiyorum, Epstein’in Türkiye’den kaçırdığı çocuklar konuşulsun istiyorum, bayır aşağı yuvarlanan ekonomi, hukuksuzca çökülen tapular ve Kaz dağlarında kesilen ağaçlar konuşulsun istiyorum.

Her sabah başka bir skandala uyanmaktan o kadar bıktım ki. İstanbul ayrı bir ülke ve bizler ona bağlı uç beyliklermişiz gibi hissediyorum. Bizi eninde sonunda ilgilendiriyor ama kilometrelerce öteden üzüntü yükleniyoruz. Ağırlaşıyoruz hüzünlerle, öfkeyle, bıkkınlıkla. Oysa sade hayatlar yaşayıp gidecektik şu güzel vatanda. Kitap okuyacak, çocuklarımızı yetiştirecek, biraz tatil yapacak, çiçekler dikecektik.

Her zaman kötünün kötüsü vardır diye bilirdim ama bizim için dip yok sanki, sonsuzluğa doğru iniyoruz. Son okuduğum Diktatörlük Sendromu kitabında diktatörlerin sonu iki şekilde gelir diyor; ya bir devrimle ya da sonunda ülkelerini korkunç bir felakete sürüklerler. Örnek olarak da mısır israil savaşında Nasır örneğini veriyor. İsrail Sina yarımadası, batı şeria, gazze, golan tepeleri ve doğu kudüs’ü işgal ediyor ve Mısır savaşı kaybediyor. Nasır ise televizyona çıkıp Mısır’ın büyük bir sömürgeci komplonun kurbanı olduğunu açıklıyor. İnsanlar bu devasa hezimete ve kayba rağmen onun gitmesini istemiyorlar. Ve şöyle diyorlar: “Nasır giderse bizi kim bir arada tutacak?” Yazarın babası ise bunu diyen adama şöyle karşılık veriyor: “Bir arada olabilmek için birine ihtiyacımız mı var? Kendi başımıza yapamaz mıyız?”

Ülkem için daha kötüsünün olmasından da korkuyorum bazen.

Milyonlarca kişi olarak her gün içimizden birinin hapse yollanmasını izliyoruz. Ülke koca bir hizmet sektörü tekelinde çalıştığı için hak arayacak vaktimiz ve enerjimiz yok. Borçlarla, uç uca ekleyerek geçinmekle uğraşıyoruz. Dile getirmesek de her akşam aynı soruyu cevaplıyoruz: Mesai bitince kalan bir kaç saati de gündeme harcayıp hiçbir şey yapamamak mı yoksa sosyal medyada reels kaydırmak mı?

Bir çözümü olan varsa beri gelsin. Ben vicdan savaşı vermekten, kampanya imzalamaktan ve üzülmekten çok yoruldum. Bir çözüm zuhur etsin istiyorum göklerden, fakat derin bir sessizlikle kaplı her yer. Dişlerimizle tırnaklarımızla kazıya kazıya çabalamadan bir şeylerin değişmeyeceğini de biliyorum, ama dediğim gibi;

çok yorgunum.


Yorum bırakın