Kendini kendinden korumak ister gibi ellerini bağlamıştı önünde. Sanki sımsıkı kenetli parmaklarını çözerse bütün bedeni parçalara ayrılacak, tuzla buz olacaktı. Hiddet, korku ve öfke dolu ruhunu, etine kemiğine bağlamanın tek yolu ellerini sımsıkı birbirine kenetlemekti sanki. Dağılınca toparlanmak zordu onun için belli ki. Keskin bir merak kurcaladı o an zihnimi: Kaç kez toparlanamayacak kadar dağılmıştı? İçindeki cam parçaları ne kadar keskindi?

 Eğer gözlerini bu kadar kaçırmasaydı sorabilirdim belki fakat şu anda, etrafımızdan asi bir nehir gibi akıp giden zamanın içinde tutunacak, durup dinlenecek bir dayanak noktası bulamıyordum. Bekledikçe cesaretimi kaybediyordum. Kim bilir, belki de alacağım cevaptan korkuyordum.

 Katiller de korkarlar mıydı bir şeylerden bizim gibi? Kabuslarla uyanırlar mıydı? Boğulmamak, suyun üstünde birazcık daha kalabilmek için son bir nefes daha almak için çabalarlar mıydı?

Bir kuyu kadar derin ve karanlık bakışları veriyordu aslında cevabı. İnsanlığın en eski acıları ve korkuları tek bir kişinin omuzlarına asılabiliyor, sımsıkı kenetlendiği parmaklarına diktiği bakışlarında can çekişiyordu.


Yorum bırakın